Kadim Bir Zanaatın Destanı
Sandıklı'dan yükselen her çekiç darbesi, 50 yıllık bir sabrın ve binlerce yıllık bir geleneğin ürünüdür.
Üstün Bakır’ın hikayesi, sadece metal şekillendirmek değildir. Mehmet Üstün usta için bakır; dertleştiği, fısıldadığı ve nihayetinde bir mabedin zirvesine yakışacak bir "alem" haline getirdiği bir yoldaştır. Babasından devraldığı sönmeyen bu ateşi, bugün dünyanın dört bir yanına ihraç ettiği el emeği göz nuru eserleriyle taçlandırmaktadır.
Yıllık Tecrübe
Bakırın mabetlere uzanan o zorlu ve asil yolculuğu
Yolculuk, en yüksek kalitede saf bakır levhaların, eserin boyutuna göre hassas seçimiyle başlar.
Bakır işlendikçe sertleşir. Usta, metali ocaklarda kor hale gelene kadar ısıtarak tekrar yumuşatır.
Hiçbir makine kalıbı olmadan, sadece ustanın göz kararı ve çekiç ritmiyle form verilir.
Parçalar, en sert fırtınalara dayanacak şekilde gümüş alaşımlı özel kaynaklarla mühürlenir.
Zımpara ve parlatma işlemleriyle bakırın o asil kızıl-altın rengi gün yüzüne çıkarılır.
Zirveye yerleştirilen el dövmesi Hilal ile alem, gökyüzündeki şerefli yerini almaya hazır olur.
"Makineler her şeyi aynı çıkarır, ruhu yoktur. Ama elin vurduğu her darbede bir niyet, bir dua vardır. Bu alemler minarede durduğu sürece bizim de ruhumuz onlarla birlikte göğe bakar."